Kurgu söz konusu olduğunda hikâye, genellikle kötü adam ne kadar iyi kurgulanmışsa o kadar iyidir, bu yüzden de Fantastik Canavarlar’ın ulaşacağı başarı, Grindelwald’ın çetin bir düşman profili çizip çizmeyeceği ile yakından ilgilidir. Hepimiz, Grindelwald’ın Voldemort’un bir bakıma tekrarı olacağından az ya da çok endişe duyuyoruz. Görünürde bu iki büyücünün pek çok ortak özelliği var, özellikle de ilk bölümün sonunda her ikisinin de maskelerinin düşüş biçimiyle benzerlik taşıyorlar. Ama hâli hazırda bu iki Büyük Kötü’nün dikkatleri üzerine çeken bazı temel farklılıkları var.

İDEOLOJİK FARKLILIKLAR
Onların her şeyden önce hedefleri farklı. Grindelwald’ın mantıklı bir hedefi var gibi gözüküyor: O, büyücüleri saklandıkları yerden çıkarmak istiyor ki büyücüler, artık kendilerinden daha zayıf durumdaki bir çoğunluk tarafından baskılanmak zorunda kalmasınlar. Grindelwald’ın haklı olduğunu ya da yaptığının makul bir şey olduğunu söylüyor değilim ama taşıdığı amaç mantıklı.

Öte yandan Voldemort, amaçları söz konusu olduğunda daha ziyade bir muamma. Muggle Doğumlular, açık bir biçimde “ötekiler” olarak resmedilen Muggle’ların peşinden gitmektense büyücü toplumunun bir üyesi olmuşken Voldemort’un onlara saldırması, mantıklı gelmiyor. Voldemort, büyücü toplumunu dize getirse bile bu toplum, yine de saklanmakta olan gizli bir toplum olarak kalacak. Hem Voldemort, şahsen bir Muggle doğumlu tarafından zulüm görmüş falan da değil; o, sadece kendi Muggle babası ve safkan annesinin kurbanı oldu.
hermiones_arm_mudbloodVoldemort’un Muggle doğumlulara karşı güttüğü bu kan davasının muhtemel iki açıklaması olabilir: Birincisi; mesele, yalnızca bir kedinden nefret etme meselesi olabilir – Voldemort, bir Muggle’ın soyundan geliyor olmaktan nefret ediyor ve bu nefretini de yine kendisi gibi bir Muggle’ın soyundan gelen başkalarına yönlendiriyordur. İkincisi; Muggle doğumlular, Voldemort’un kullanması için münasip birer günah keçisidirler. Voldemort’un birincil tetikleyicileri, ölümsüzlük ve güçtür ama bunlar, bir hareketlenme oluşturmaya yetecek gerekçeler değildir.

Bu yüzden de Voldemort, büyücülük dünyasında Muggle doğumlulara karşı içten içe iltihaplanmış bir yara hâline gelmiş kızgınlığı kullanmıştır. Bilhassa da Britanya gibi sınıfçılık ile mücadele eden bir ülkede gizlendiği yerden çıkmayı bekleyen birçok nahoş hissiyat vardır. Sirius’un kendi anne babasının tutumunu nasıl tarif ettiğini bir düşünün:

“Yo, yo, ama inan bana, Voldemort’un fikirlerini doğru buluyorlardı. Muggle doğumlulardan kurtulup başa safkanların getirilmesi taraftarıydılar. Ayrıca bu konuda yalnız da değillerdi, Voldemort asıl rengini göstermeden evvel onun fikirlerinin doğru olduğunu düşünen pek çok insan vardı…” (Zümrüdüanka Yoldaşlığı)
Voldemort, bağnaz saf-kanların desteğini kazandığı takdirde fütursuzca güç toplamaya başlayabileceğini biliyordu. (Bununla Amerikan siyasetinin bugünkü hâli arasında bazı ürkütücü paralellikler görüyorsanız eğer, yalnız değilsiniz.)

Bunu kabul ettiğimiz takdirde bu, Grindelwald ve Voldemort arasında oldukça çarpıcı bir farlılık olduğunu ortaya koyuyor. Grindelwald’ın ideolojik bir fanatizmi var, kendi kendisinin Muggle karşıtı hislerinden güç topluyor ve davası uğruna ne gerekiyorsa yapmaya hazır. Bunu onun mottosuna bakarak da görebilirsiniz: Çoğunluğun iyiliği için. Grindelwald, bencil sebeplerle meşgul olmuyor, kendisinin çoğunluğu iyiliği dediği şey üzerine eğiliyor.

Öte yandan Voldemort’un sebepleri tamamen bencilce. O, kendi planları doğrultusunda Ölüm Yiyenler’in desteğini alabilmek için Muggle doğumlulara karşı savaş ilan etmekten gayet memnun ama ben, onun tüm bunları önemsiyor olduğuna dair bir hisse hiç kapılmadım. Karanlık İşareti, Ateş Kadehi’nde Voldemort’un Ölüm Yiyenler’e yaptığı konuşmayı ve onun şeytani planlarının şöyle enine boyuna bir düşünün – tüm bunlar, Voldemort’un kendisiyle ilgili. Voldemort, Harry Potter’ı alaşağı etmek için yıllarını harcıyor ve aynı şekilde Ölüm Yiyenler’inin hepsinin de tüm gayretlerini bu aynı amaca vakfetmelerini sağlıyor, hem de Ölüm Yiyenler’in Harry’yi devirmek için çok az kişisel sebepleri varken.

Bu farklılık, aynı zamanda Grindelwald’ın Ölüm Yadigârları’nda Voldemort’la işbirliği yapmayı reddetmesine de ilginç bir şekilde ışık tutuyor. Dumbledore, iyimser bir şekilde diyor ki:

“Sonraları onun (Grindelwald’ın) pişmanlık duyduğunu söylüyorlar. (…) Belki de Voldemort’a söylediği o yalan, bir telafi girişimiydi… Voldemort’un Yadigâr’ı almasını önleme girişimiydi…” Harry ise bunu kaybolmayan sevgiye bağlıyor. “…ya da belki sizin mezarınıza girmesini önleme girişimi…” (Ölüm Yadigârları)
Bu görüşlerden biri ya da her ikisi birden doğru olabilir ama ben, üçüncü bir ihtimal olduğunu düşünüyorum: Grindelwald, Voldemort’a yardım etmek istemedi, çünkü Voldemort’un yalnızca bencilce amaçlar beslediğini gördü ve bunun böyle olmasını küçümsedi. Voldemort, Grindelwald gibi bir ideolog değildi, bu yüzden de Grindelwald, ona yardım etmeyecekti. Bu, tam anlamıyla bir tahmin yürütme ama gerçek olması ihtimal dâhilinde.

EYLEMSEL FARKLILIKLAR
Bu iki kötü adamın kötülük yapmaya nasıl başladıkları konusunda da temel bir farklılık söz konusu. Hem Grindelwald hem de Voldemort, insanları kullanıyor ve onları manipüle ediyor ama bunu oldukça farklı yollardan yapıyorlar. Sevgiden anlamayan Voldemort, insanları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için onların temeldeki içgüdülerinden faydalanıyor. Topladığı destekçileri düşünün:

“…koruma arayan zayıflardan, paylaşılacak şöhret arayan hırslılardan ve zulmetmenin incelikli biçimlerini kendilerine daha fazla gösterebilecek bir lider arayan canilerden oluşan bir karşımdı.” (Melez Prens)
Aslında Voldemort’u yaptığı o ölümcül hataları yapmayan yönlendiren, sevgiyi tam anlamıyla yanlış anlamış olmasıydı: Voldemort, Lily’nin bebeğine olan sevgisini küçümsedi, Snape’in Lily’yi kaybetmenin üstesinden geleceğine inandı ve Narcissa Malfoy’un sadakatinin oğluna olan bağlılığından ağır basacağını sandı.

Voldemort’un sevgiyi kullanmaya en çok yaklaştığı an, Draco’yu Dumbledore’u öldürmekle görevlendirerek Malfoy’ları cezalandırdığı vakitti. Tam bir sosyopat gibi davranan Voldemort, bu sevgiyi anlamasa bile anne babaların çocuklarını sevdiğini mantığına dayanarak biliyor. Bu da demek oluyor ki Voldemort, bu sevgiyi kendi amaçları doğrultusunda kullanabilir ama Voldemort’un anlayıştan yoksunluğu, onun bu sevginin derinliğini hafife almasına ve Nacissa’nın ihanetini önceden tahmin edememesine neden oluyor.

Grindelwald ise tamamen farklı bir kötü karakter. Onun sevip sevemediğini bilmiyoruz ama şu kesin ki sevgiyi cephanesinde sakladığı bir silah olarak kullanıyor. Onun 79. Sahnede Credence’a yaklaşım biçimini bir düşünün: “Şefkatli ve sevecen görünüyor ve yüzünde ağırbaşlı, güven telkin eden bir ifade var.” Credence’ın şefkatin eksikliğini fazlasıyla hissettiğini biliyor. “Credence, bu insan temasının devam etmesine özlem duyarak gözlerini kapalı tutuyor.” Bu yüzden de Graves, ona onun ihtiyaç duyduğu şefkati gösteriyor ve “Büyücüler arasında saygı duyulan biri olacaksın” diyor, bu da Credence için Graves’in ona sarılışından sonra bu kucaklamadan daha az önem taşıyan harekete sürükleyici ikincil bir etken görevi görüyor gibi duruyor. Credence, “görünüşteki bu şefkat karşısında şaşkına dönmüş vaziyette.”
Voldemort, Credence’ı nasıl kullanırdı, diye bir düşünecek olursak eğer, sanıyorum ki netice çok farklı olurdu. Filme yansıyan beceriksiz sarılmaların yapmacıklığı ortada olsa da, Voldemort, Nagini’den başka kimseye hiçbir zaman şefkat göstermiyor. Takipçilerine yalnızca onları bir şeylerden haberdar etmek için yaklaşıyor, “Lord Voldemort, sana minnet duyuyor.” (Zümrüdüanka Yoldaşlığı)
Voldemort, Credence’ı kullanacak olsaydı eğer, Credence’ın büyücüler arasında saygı duyulan biri hâline gelmesi konusunda çok daha fazlası olur ve muhtemelen Credence’ın ailesi işkence görür ya da tehdit edilirdi. Aslında kitapta Voldemort’un yalnız bir çocuğu bir şeyler yapmaya ikna etme girişimini görüyoruz ve Felsefe Taşı’ndaki bu sahne, inanılmaz derecede farklı bir tavır ortaya koyuyor.

“ ‘Şimdi… cebindeki taşı ver bakalım!’(…) ‘Aptallık etme,’ diye hırladı yüz, ‘Kendi canını kurtarmaya ve benden yana olmaya bak… yoksa sonun, annenle babanın sonu gibi olur… Onlara merhamet göstermem için yalvararak öldüler.’ (…) ‘Şimdi, ver şu taşı, yoksa annen (Lily) yok yere ölmüş olacak.’ ” (Felsefe Taşı)
Şefkat yok, empati yok… Yalnızca tehdit ediyor ve çocuğun kendini koruma dürtüsüne hitap ediyor. Bu da kitap ve film arasındaki temel farklardan biri ki film her ne kadar şahane olsa da, söz konusu sahnede Voldemort’un karakterine son derece aykırı gözüken bir değişiklik yapıldı. Filmde bu sahnenin oldukça farklı bir ele alınış biçimiyle karşılaşıyoruz.
-Voldemort: Aptallık etme. Bana katılıp yaşamak dururken ne diye acı çekerek korkunç bir ölümle yüzleşesin?
-Harry: Asla!
-Voldemort: (gülerek) Cesaret. Annenle baban da cesurdu. Söylesene, Harry… annenle babanı tekrar görmek ister miydin? (Harry’nin annesi ve babası, Kelid Aynası’nda belirir) Birlikte onları geri getirebiliriz. Tek istediğim, buna karşılık bir şey vermen.
(Harry, taşı cebinden çıkarır.)
-Voldemort: İşte bu, Harry. (…) Birlikte fevkalade şeyler yapabiliriz. Taşı bana ver yeter.
Filmdeki Voldemort, Grindelwald’ın tarzına çok daha yakın, ki bu da Fantastik Canavarlar’ın filminin aynı isimler tarafından yapıldığı düşünüldüğünde mantıklı geliyor. Filmdeki Voldemort, Graves’e daha çok benziyor, yalnız bir çocuğa şefkat göstermeyi teklif ediyor (yani ona anne babasını geri vermeyi teklif ediyor) ve buna uygun olarak da Harry’nin öyle yavaştan aklının çelindiği, taşı cebinden çıkarmasından anlaşılıyor. Kitapta ise Harry, böyle bir şeyi hiç yapmıyor, çünkü Harry’nin “Asla!” diye bağırmasının ardından Voldemort, taşı zorla almaya kalkışıyor. Voldemort’un tarzı bu: Tehdit et, olmazsa zor kullan. Bu da sevgiyi bir silah olarak kullanan Grindelwald’ın tarzının zıddı oluyor.

Ama 79. Sahnede göze çarpan tek şey, bu değil. Filmde sahnenin canlandırılışı yoruma açık olmakla birlikte senaryoda gayet açık bir şekilde verilmiş cinsel çağrışımlar var. “Graves, başparmağını kesikler üzerinde nazikçe, neredeyse baştan çıkarıcı bir biçimde gezdirerek onları hemen iyileştiriyor. Credence, gözlerini dikip bakıyor.” Aynı sahnede daha sonra, “Graves, Credence’a daha da yaklaşıyor; yüzü; oğlanın boynunun birkaç santim yakınında duruyor – bunun oluşturduğu etki, hem cezbedici hem tehditkâr.”

Bu, birçok nedenden ötürü ürpertici olsa da Grindelwald’ın insanları etkisi altına almak için cinsel cazibesini kullanmakta tereddüt etmediğini görüyoruz. (Elbette bunu Colin Farrell olarak yapmak, Johnny Depp olarak yapmaktan daha kolay… *yazar, iç geçiriyor*) Ve Grindelwald’ın genç bir adamın kalbini esir aldığı başka bir zamanın daha olduğunu biliyoruz: gençliğinde Dumbledore’un kalbini de kazanmıştı.

Grindelwald – Dumbledore ilişkisinin tam tabiatını henüz bilemiyoruz ve hayranlar, kesinlikle “Albus Dumbledore sana neden bu kadar düşkün?” (65. Sahne) cümlesinden mümkün olan her türlü anlamı çıkarmaya uğraşmış durumdalar. Ama öyle görünüyor ki Dumbledore’un romantik duyguları, karşılıksız bir hâle gelmemiş hiç değilse. Melissa Anelli, Rowling’e Grindelwald’ın Dumbledore’la ilişkisini sorduğunda Rowling, şöyle cevap vermişti:

“Sanıyorum ki o, insanları kullanan ve narsist biriydi ve galiba ancak o karakterde biri bu özellikleri ve delicesine âşık olma duygusunu kullanırdı. Onun da böyle duygulara aynı şekilde karşılık vereceğini düşünmüyorum ama yine de o da Dumbledore’dan en az Dumbledore’un ondan büyülendiği kadar büyülenmiş olsa gerek, çünkü Dumbledore’u görünce şunu düşünmüştür: ‘Tanrım, benim kadar zeki, yetenekli ve güçlü birini daha önce hiç görmemiştim. Birlikte olursak bizi kimse durduramaz!’ Hâl böyleyken Dumbledore’u yanına çekmek için Dumbledore cephesinden gelecek her şeye karşılık verecektir.”
Yani bir Dumbledore’a bir de Credence’a bakarak Grindelwald’ın insanları nasıl manipüle ettiğine dair bayağı bir şeyler seziyoruz ve onun bunu yapış biçimi de Voldemort’un yönteminden çok farklı. Voldemort’un da aşkı Grindelwald’ın kullandığı biçimde kullandığının hiçbir örneğine sahip değiliz. Bellatrix, Voldemort’a delicesine tutulmuştu ama Bellatrix’e en üst düzey müridi olarak değer vermenin dışında Voldemort, bu aşkla hiçbir zaman yakından ilgilenmedi. (Lanetli Çocuk’u dikkate almıyorum, çünkü asli tartışmalara hayran kurgusunu dâhil etmiyorum.)

10931039f3aa3d1ff3bd00cb319e1b1fd9467c7fVoldemort’un aşkı kullanmaya en çok yaklaştığı durum, Hepzibah Smith konusunda olsa gerek. Tom Riddle, o zaman bile bu duyguyu hiç Hepzibah ile yeterince iyi bir iş ilişkisini korumanın ötesinde kullanmadı. Voldemort, ister onu madalyon ve kupadan vazgeçmeye razı etmeye ister kadının isteklerinde imtiyaz sahibi olarak Tom’u atamasını sağmaya çalışarak olsun, madalyon ve kupa konusunda kadını dolandırmak için onun kendisine olan ilgisini kullanmadı. Tom Riddle, böyle yapmak yerine kadının kıymetli eşyalarını elde etmek için onu öldürmesinin ardından işinden yarılarak kendi kendisinin tüm hayatını altüst etti. Aynı durumda Grindelwald olsa olaya daha becerikli bir şekilde el atardı.

Bu demek değil ki Grindelwald, Voldemort kadar zalim değil. Sonuçta, sırf Newt’un ondan şüphelendiğinden şüphelendi diye Newt ve Tina’yı ölüm cezasına çarptırdığını görüyoruz.

Credence’ı çocuğun artık işe yaramayacağı anlaşılır anlaşılmaz hiç düşünmeksizin gözden çıkardığını görüyoruz. Ama Voldemort’un elinden gelenin en iyisi gerektiğinde (Slughorn ve Gri Leydi konusunda olduğu gibi) dalkavukluktan medet ummak, korkuya ve nefrete başvurmakken, Grindelwald, aşkı ve tutkuyu kendi çıkarları doğrultusunda nasıl kullanacağını biliyor.

Yani görüldüğü üzere Rowling, ilgimizi canlı tutmak ve yarattığı karakterin sihirbazlık dünyasının hâlihazırda etkileyici olan hilekârlar galerisine katılması için Voldemort’tan yeterince farklı, muazzam bir kötü karakter daha yaratmış.

ÇEVİREN: BELMA DEMİR
KAYNAK