Değerli takipçilerimiz,

Bu paylaşımımızda size Harry Potter ve Lanetli Çocuk kitabının eleştirisini içeren bir inceleme sunacağız. Öncelikle sosyal medyada pek çok inceleme adı altında eleştiriler görebilirsiniz bu kitap hakkında ve genelde olumsuz yorumlar içeren bu eleştirilerden ziyade bizimki biraz daha tarafsız bir yaklaşım olacak. Başlamadan ve tabi ki kesin bir yargıya varmadan önce şu iki şeyi aklınızda tutmanızı öneririm; Birincisi bu bir tiyatro metninin derlenmiş halidir ve normal bir roman formatında olmadığı için öncelikle tiyatro metin derlemelerinin özelliklerine hakim olmanız ve ikinci olarak bu kitabın direkt olarak J.K. Rowling’in elinden çıkmadığını göz önünde bulundurmanız.

Yani şunu söyleyebiliriz bu kitap J.K. Rowling’in yazdığı bir kitap değil ancak J.K. Rowling olmadan yazılmış bir kitap da değil. Artık incelememize geçebiliriz. Ben açıkçası bu incelemede daha çok ön planda bizim de bildiğimiz karakterleri çıkaracağım ve onlar üzerinden hikayeyi yorumlayacağım çünkü her ne kadar yeni iki ana karakterimiz aslında başarılı bir çalışma sonucu ortaya çıkarılmış olsa da çoğumuz aslında bildiğimiz karakterlerin devam yollarını merak ediyoruz. Kitabımız bizi tam olarak bıraktığı yerden yani Peron 9 3/4’ten başlatıyor ve ilk karakterlerimizi yavaş yavaş tanımaya başlıyoruz. Albus, Harry’nin oğlu ve Scorpius, Draco Malfoy’un oğlu, aynı kompartımana denk gelerek arkadaşlıklarına başlıyorlar. Burada Hogwarts maceralarına da başlıyorlar demek isterdim ancak hikayenin üzerine kurulu olduğu en önemli ayaklardan birisi de şu bu çocuklar babalarına ne kişilik olarak ne de hayatlarının gidişatı olarak hiç mi hiç benzemiyorlar. Ne bulundukları ortamlardan ne de kendi ve babalarının üzerindeki şöhretten memnunlar. Alışık olduğumuz karakterlerin aksine iki yeni karakterimiz Hogwarts’tan keyif almıyorlar ve kendilerini çok yalnız hissediyorlar. Bunlara pek çok örnek verebiliriz; Albus’un Slytherin olması, Scorpius’un Slytherin’lerin genel özelliklerini neredeyse hiç taşımaması ve ikisinin de pek fazla ayırt edilebilir özel bir yetenekleri olmaması… Çocukların arkadaşlıkları kuvvetlenirken bir yandan da bizim favori üçlümüzün şimdiki hayatlarını görüyoruz. Artık birer ebeveyn ve yetişkin olan eski üçlümüzü Hermonie Sihir Bakanı, Harry bakanlıkta bir daire başkanı ve Ron da eski şaka dükkanını işletirken görüyoruz. Derken rastlantı sonucu Albus’un bir Zaman Döndürücü’nün varlığını öğrenmesi ve biraz geçmişi düzeltmek biraz da babasına kendini kanıtlamak için geçmişe dönüp Cedric Diggory’i kurtarma planı ile çıkıp geldiğini ve arkadaşıyla bu maceraya sürüklendiklerini görüyoruz. Burada bir ufak parantez içerisinde söylemek istiyorum ki planın ilk gidişatı içerisinde çocukların sihir bakanı olan ve ne kadar akıllı bir kadın olduğunu bildiğimiz Hermonie’nin bakanlıktaki odasından bir Zaman Döndürücü çalmaları birazcık mantığımızla uyuşmamış ancak hikayenin gidişatı için görmezden gelinebilir. Ardından çocukların bu maceraya düşmesinden haberi olan yetişkinlerimiz de hemen olaya müdahale etmeye çalışıyor yalnız hep bir adım geriden geliyorlar.

Aslında baktığımızda zaman yolculuğu yaptıkları için çocuklara yetişemiyor olmaları çok doğal ancak daha henüz çok küçük olan bu çocukların bizim yeteneklerini bildiğimiz üçlünün ve bir de Draco’nun önünde olmaları birazcık ilginç olmuş. Evet bu arada Draco çocukların durumundan ötürü artık aynı takımda ve çok farklı bir Draco görüyoruz. Burada biraz hikaye değil karakter bazlı gideceğim çünkü hikayeden ziyade asıl mesajın karakterlerde yattığını düşünüyorum. Gerek izlediğimiz zaman diliminde olsun gerek 2.alternatif gidilen karanlık evrende olsun Draco’nun hiçbir zaman tam olarak karanlık tarafa geçemediğini ve aslında Dumbledore’un her zaman onda gördüğü ve uğrunda kendi ömrünün bir kısmını dahi verdiği o iyilik ışıltısını görüyoruz. Draco artık tamamen karanlık tarafı bırakmış, içinde birazcık öfke olsa da artık olgun bir şekilde problem çözme odaklı ilerlediğini ve mantık çerçevesinde hareket ettiğini görüyoruz. Draco hakkında değinmek istediğim bir ufak yer daha var eşini kaybediyor ve çocuğu hakkında çok can sıkıcı bir iddia ve söylenti var ve bir türlü çocuğunu bu geçmişinden koruyamıyor ve iletişim kuramıyor. Bu da bana kalırsa gerçek hayatın ve babalığın o öfke dolu ve kötülük hayranı Draco’yu alıp götürmüş yıllar içerisinde. Hikayeye döndüğümüzde ise görüyoruz ki çocukların zamanda yaptıkları değişimler istedikleri gibi sonuçlanmamış ve bir sürü farklı sonuç ve gerçeklik ortaya çıkarmış. Buralardaki gerçekliklerde açıkça görüyoruz ki bize bildiğimiz karakterlerin farklı sonuçlarda nasıl gelişecekleri gösterilmek istenmiş. Bu ilk gerçeklikte özellikle ne kadar farklı hayatlar yaşasalar da Ron ile Hermonie’nin hala ne kadar aşık olduklarını görmek çok güzel. Bu zamanda değinmemiz gereken bir nokta daha var bana kalırsa ve çok eleştiriye maruz kalmış bir sahne burası Harry ve McGonagall arasında geçen o can sıkıcı konuşma. Evet Harry kendinin çok dışına çıkarak eski hocası ve belki de en saygı duyduğu insanlardan birisi olan McGonagall’ı tehdit ediyor ve kalbini çok ağır şekilde kırıyor. Karakter bazlı gidip yine bu sahne ile daha sonra gerçekleşecek olan Harry ile Draco’nun kavga ettiği ileriki bir sahneyi ,Harry’nin Draco’ya söylediği “Gerçekten senin oğlun mu? Emin misin?” dediği, bağlamak istiyorum. Bu iki sahnede de Harry’nin ne kadar keskin ve kırıcı, asla söylemeyeceği şeyleri rahatça söyleyip arkasında durduğunu görüyoruz. Burada da bir parantez açmak istiyorum ben öncelikle bu sahnelere inanılmaz bir eleştiri gelmiş. Evet bunlar bildiğimiz Harry’nin asla yanından yaklaşmayacağı hareketler lakin roman, sinema, dizi gibi zamana yayılmış eserlerde şöyle bir kavram vardır; karakter gelişimi. Yani şunu bilerek yorum yapmamız lazım bu bildiğimiz, alışkın olduğumuz sevimli, saf ve okul çocuğu karakterleri yıllarını karanlıkla savaşarak geçirmiş, bir çok kayıp vermiş üstüne 20 sene yaşamış ve doğal olarak da değişmişlerdir. Yani burada Harry aslında birazcık da öfkesine izin vermiş bir formda çıkıyor karşımıza. Tekrar o müdire odasına dönüyorum, Burada ufak bir nokta daha var dikkat çekmek istediğim Mcgonagall Harry’e “Dumbledore öldü. Portreler de onun yarısını yansıtmaz.” gibi bir cümle kuruyor. Burada şunu görüyoruz bana kalırsa ki üzerinden 20 yılı aşkın zaman geçmiş olsa bile Harry hala Dumbledore’un mantığı ve yol göstericiliğini hayal edip ona göre hareket ediyor. Şimdi geçelim ikinci alternatif evrene, bu defa Scorpius tek kalıyor bu evrende çünkü Albus hiç doğmamış Harry, Hogwarts Savaşı’nda ölmüş ve Voldemort dünyayı yönetiyor. Burası belki de hepimizin en çok beğendiği kalplerimizin bir kez daha çalındığı sahneyi içeriyor. Tekrar Severus Snape’i görmek ve sonunda hak ettiği saygı ve övgüyü duyduğunu görmek… Sanırım benim için en güzel sahne bu olabilirdi ve her ne kadar Snape karakteri alıştığımızın birazcık dışına çıkılarak yazılmış olsa bile yıllar sonra Harry’nin oğluna adını verdiği, cesaretinin bilinmesi ve bir kahraman olarak görüldüğünü bilmesini öğrenmesi çok güzel. Hala Lily’e olan aşkı ve yine öleceğini bile bile zamanı değiştirip her şeyi kurtarması. Yine burada Ron ile Hermonie yi bir kez daha aşklarını son anda birbirlerine açarken görüyoruz. Ve sonunda düzeltip geri dönüyorlar kendi gerçekliklerine. Sonra burada hikayenin asıl kilit kısmına geliyoruz ki şimdiye kadar hiç değinmeye gerek duymadım çünkü bu noktaya kadar hikayede önemli bir yer kaplamıyordu; Voldemort’un bir kızı var. Bellatrix’ten. Şimdi bir parantez daha açıyorum tahmin edeceğiniz üzere ve bu gerçekten en olmadığı yer olmuş bu hikayenin. Yani bu yazılırken keşke eski kitaplardaki Voldemort düşünülseydi ya da keşke Rowling burayı onaylamasaydı. Çünkü hiçbir Potterhead’in kafasına yerleşmediğine eminim ki Voldemort bir çocuk yapamaz, Bellatrix’ten de yapmaz. Devamında bu kız Delphi, çocukları malum geceye, sağ kalan çocuğun sağ kaldığı geceye, götürüp orada da Zaman Döndürücü’yü kırıyor. Tabi geriye ne dönüş ne de müdahale kalıyor.

Bu arada normal zamanda Harry artık tamamen çaresiz olduğunu anlamış ve tam bir çileden çıkmış halde yine soluğu Dumbledore portesinin yanında alıyor. Ancak artık kendisi de Dumbledore da biliyordur ki yalnızdır ve yardım bulamayacaktır. Burada ikilinin arasında yine her ne kadar eleştirilmiş olsa da güzel bir diyalog geçiyor bence çünkü belki zamanında ve olayların sıcaklığında fark edemeyen Harry yıllar geçip kendisi bir baba olduktan sonra ona babalık yapmış olan Dumbledore’un eksiklerini görmeye başlıyor. Ve ona dediği şeylerin hem gerçek hem de içten olması bana kalırsa hepimizi etkiliyor. Burada bir parantez daha açacağım ki ikili diyaloglardaki duygusal konuşmalar biraz orijinal seride alışkın olduğumuzun dışında. Yani özellikle bu sahnede ikisinin açık olarak seviyorum sözcükler veya Snape’in daha duygusal konuşmaları ve Albus ile Scorpius arasındaki çok çok aşırı duygusal konuşmalar bana kalırsa birazcık orijinaliğini bozmuş. Yani bu seride normalde duygular olaylar ve davranışlar ile belli edilirdi, sözcükler ile değil. Bir de değinmeliyim ki Albus ile Scorpius arasındaki ilişki birazcık arkadaşlığın ilerisine geçebilir gibi bir izlenim yaratılmış ki Dumbledore ve Grindelwald düşünüldüğünde ve gerçek hayattaki kişiliklerden, özellikle Rowling, çıkarım yaparsak bir eşcinsel ilişkiye yol yapılmış olabilir. Burayı da bu şekilde bırakıyorum ve Draco ve Harry’nin tekrar işbirliği yapıp bir şekilde o gece dönmesine gidiyorum.

Orada yine çok kayda değer bir yer bulamadım ben belki Delphi’nin Voldemorta benzediği kendi kendine uçabilme ve çataldili örneklemeleri güzel aşılanmış ancak yine temelde sıkıntı Voldemort’un kızının olması ve duygusal bir içerik olması. Bir şekilde o da yeniliyor ve sonrasında maalesef hep beraber Voldemort’un bildiğimiz gerçekliği oluşturmasını tüm karakterler olarak izliyorlar. Burada da birkaç dikkatimi çeken yer Harry’nin tek başıma değilim ve ben asla yalnız savaşmam gibi bir söylemi var ve bu şunu gösteriyor ki Harry artık sorunlarını tek çözmektense arkadaşlarıyla barışık ve onları da katarak çözüyor. Bir diğeri ise bu kişisel görüşüm daha önce bilmedikleri ve Voldemortun Lily’e iki kez yaşama şansı verdiği sahneyi görmüş olmaları da anlamlıydı bence. Sonunda Harry ile Albus’un konuşması ve Albus ile Scorpius’un konuşması ile bitiriyorlar. Ayrıca ben pek çok yerde okumayın vakit kaybı veya çok kötü gibi yorumlar okudum. Bana kalırsa bu evreni eminim çok seviyorsunuz ve bir şans vermenizi öneririm. Şahsen ben kitabı o kadar da kötü bulmadım çünkü mutluluk her yerde bulunabilir, yeter ki ışığı açmayı unutmayalım. Evet izlenimlerim ve fikirlerim oldukça objektif bakış açımla bu şekildeydi. Tüm takipçi ve HP severlerimizin yorumlarını okumaktan ve beraber detaylıca tartışmaktan çok keyif duyarım. Umarım faydalı ve keyifli olur sizler için.

Egemen Baş