Ilvermorny Cadılık ve Büyücülük Okulu

Büyük Kuzey Amerika büyücülük okulu 18.yy’da kuruldu. Greylock Dağı’nın zirvesinde, zaman zaman sis bulutu çemberiyle ve çeşitli büyüler ile, büyüden uzak dünyadan gizlenmektedir.

İRLANDALI KÖKENLER

Isolt Syre 1603 yılı civarında doğdu ve İrlanda’nın Kerry ilçesinin Coomlourgha vadisinde çocukluğunu geçirdi. O, iki safkan büyücü ailesinin yavrusuydu. Babası William Sayre, ünlü İrlandalı büyücü Morrigon’un doğrudan torunuydu. Karga şeklinde olan bir animagustu.

William, gençken tüm doğal şeylere yakınlığı nedeniyle kızına “Morrigon” lakabını taktı. Morrigon’un çocukluğu tertemizdi, annesiyle birlikte sevdiklerine ve Muggle komşularına sessizce yardımcı oluyordu. İnsanlar ve çiflik hayvanları için sihirli ilaçlar üretiyordu. Ancak beş yaşına geldiğinde, evlerine olan bir saldırı her iki ebeveyninin ölümüyle sonuçlandı. Ateşten Kurtaran annesinin görüşmediği kız kardeşiydi, Gormlaith Gaunt, Coomcallee vadisinin yakınlarına götürdü, diğer adıyla Kocakarı Vadisi’nde büyüttü. Büyüdükçe kendisinin “kurtarıcısının” aslında kendisini kaçıran kişi olduğunu ve ebeveynlerinin katili olduğunu anladı. Dengesiz ve acımasız, Gormlaith fanatik bir safkandı. Gormlaith’ın kardeşinin Muggle komşularına yardımseverliği bir Muggle erkek ile evlenme tehlikesinin olacağına inanıyordu. Gormlaith, Morrigon ve Salazar Slytherin varisi olarak sadece safkanlarla iletişim kurmanın doğru yol olduğuna ikna edebileceğinin ancak çocukken olabileceğine inanıyordu. Gormlaith, onun kulübesine yaklaşan her Muggle’ı ve hayvanı lanetleyip, uğursuzluk büyüsü yaparak bunu ona izlemeye zorladı ve ihtiyacı olan bir rol model/örnek kişilik olarak düşündü. Herkes Gormlaith’in yaşadığı her yerden uzak durması gerektiğini öğrenmiş ve ondan sonra Isolt’un bir zamanlar arkadaş olduğu yerli halk ile iletişimi bahçede oyun oynadığında taş attığı zaman olmuştu.

Gormlaith, Hogwarts mektubu geldiğinde, oranın tehlikeli derecede eşitlikçi ve bulanıklarla dolu bir kuruluş olduğunu, bu yüzden evde eğitim görmesini istedi. Ancak, Gormlaith Hogwarts’a gitmişti ve okul hakkında çok şey anlatmıştı. Söyledikleri aslında Hogwarts’ı kötülemek, Salazar Slytherin’in büyücüleri ayırma çabalarının başarısızlığına ağıt yakarcasınaydı. Yeğenine göre, neredeyse deli olan, çevresinden soyutlayan ve kötü muamele eden teyzesinin söylediklerinde Hogwarts’ın çok yardımsever ve cennet gibi bir yer olduğunu düşünüp, orayla ilgili hayaller kurarak zamanının çoğunu geçirdi. Yıl boyunca Gormlaith, karanlık büyü yoluyla etkisi altına aldı ve işbirliği sağladı. Sonunda genç bir kadın olduğunda ve yeterli cesareti olduğu zaman, kendisinin bir asası olmadığı için teyzesinin asasını çaldı. Sadece önceden annesine ait olan bir kördüğüm Gordion Knot şeklindeki altın broşu aldı, sonra ülkeden kaçtı..

Gormlaith’in peşine düşmeden önce, Gormlaith olağanüstü izleme ve intikam alma isteğinden korkarak ilk önce İngiltere’ye gitti. Onu evlat edinen annesinin asla bulmaması için karalı olduğundan saçlarını kesti. Adı Elias Story olan bir Muggle erkek çocuğu kılığında 1620’de May Flower gemisiyle Yeni Dünya’ya açıldı. Amerika’ya ilk Muggle’larla birlikte vardı. (Amerika büyücü topluluğunda Muggle’lara No-maj – büyüdışı denilmektedir.) Vardığında ise dağların çevresinde kayboldu ve Elias Story’nin diğer bir çoğu gibi zorlu kış şartlarından dolayı öldüğünü düşündürdü. Bu yeni koloniyi Gormlaith’ın yeni kıtaya kadar izleyebileceği korkusundan ve May Flower’da yaptığı yolculuk sırasında bir cadının tutucu Protestanlar’ın içinde çok fazla arkadaş edinemeyeceğini anladığından terk etti. Zorlu, yabancı bir ülkede ve kendisine en yakın cadının yüzlerce, binlerce mil ötesinde, verdiği eğitim Yerel Amerikalı büyüleri kapsamayan Gormlaith iken bir başına kalmıştı. Ancak dağlarda yalnız başına geçirdiği birkaç hafta sonra, şimdiye kadar hiç kimsenin bilmediği iki büyülü yaratıkla tanıştı.

Hidebehind (Saklard): Geceleri ayaklanan, ormanda yaşayan insansı varlıkları avlayan bir tür hayalet. İsminden de belli olacağı gibi Saklardlar avcılardan, mükemmel bir şekilde korumak için her türlü nesnenin ardına kendini gizleyip, saklanabilir. Varlığı büyüdışılar tarafından süphelendindiricidir ama onunla hiçbir büyüdışı baş edemez. Sadece bir cadı ya da büyücü bir Saklard’ın saldırısıyla başadebilir.

Pukwudgie, Amerika yerlisi, kısa, gri suratlı, büyük kulaklı Avrupa goblinlerini andıran bir yaratık. Tamamen bağımsız, insanoğlu dünyasını (büyülü veya büyülü olmayan) sevmeyen hileci ve kendine ait sihre sahiptir. Pukwudgie’lar ölümcül zehirli oklarıyla avlanır ve insanları oyuna getirmekten hoşlanırlar. İki yaratık ormanda karşılaşıp, kaçırma laneti yaptığında Saklard alışılmadık büyüklükte ve güçteydi, daha genç olan Pukwudgie sadece yakalamakta kalmadı onu karnını deşme aşamasına gelmişti. Pukwudgie insanlar için ne kadar tehlikeli olduğundan habersiz Isolt onu kendi yaptığı kulübesine getirip, sağlığına tekrar geri dönmesi için tedavi etti.

Bunun üzerine Pukwudgie borcunu ödeyene kadar, kendinin bağlılığının zorunlu olduğunu söyledi. Ayaklarının dibinde homurdanmasını dinleyeceğini, Pukwudgie ya da Saklard’ların her an saldırabilecekleri yabancı bir ülkede olan, genç bir cadıya borçlanmasının aptallık olduğunu düşünüyordu. Pukwudgie nankörlüğüne rağmen onu eğlenceli buldu ve ortaklıklarından memnundu. Fazla kalan zamanda aralarında benzersiz sayılabilecek bir arkadaşlık gelişti. Tabularına sadık olan Pukwudgie ismini söylemeyi reddetti. Ona babasının adı olan “William” adını koydu..

BOYNUZLU YILAN

William, tanıdığı büyülü yaratıklarla tanıştırmaya başladı. Birlikte kurbağa başlı Hodag’ları izlediler, ejderhamsı Snallygaste ile savaştılar ve yeni doğan Wampus kedi yavrularının şafakta oyunlarını izlediler. En çok büyüleyen, yakınlardaki bir derede yaşayan, alnında bir değerli mücevherin olduğu boynuzlu ırmak yılanıydı. Rehberi Pukwudgie bile bu yılandan korkmuş görünüyordu ama asıl şaşırdığı şey boynuzlu yılanın hoşlanmış gibi görünmesiydi. William’ı daha da korkutan şey boynuzlu yılanın ona söylediklerini anladığını iddia etmesiydi. Ne yılanla olan tuhaf benzerliğini ne de ona söylediği şeylerden bahsetmemeyi öğrendi. Yalnız başına nehri ziyarete gitti ve Pukwudgie nerede olduğunu asla söylemedi. Yılanların ise mesajı asla değişmedi;

“Beni ailenin parçası yapmadığın sürece, ailen ölüme mahkum…”

İrlanda da bıraktığı Gormlaith’i saymazsak hiç ailesi yoktu. Boynuzlu yılanın şifreli kelimelerini anlamıyorken, onunla konuştuklarını hayal edip etmediğine karar veremiyordu.

WEBSTER VE CHADWICK BOOT

Sonunda kendi türünden olan insanlarla birazda trajik koşullar altında birleşmişti ve William ormanda yiyecek aradıkları bir gün çokta uzakta olmayan bir yerden korkutucu bir ses duyduklarında William’a olduğu yerde kalmasını söylerken zehirli oku hazır bir şekilde ormana girdi. Doğal olarak, dediklerini dinlemedi ve küçük bir aradan sonra korkunç bir görüntüyle karşılaştı. Daha önceleri William’ı öldürmeyi deneyen aynı Saklard iki insana karşı başarılı olmuş ve onları öldürmüştü. Daha da kötüsü iki yaralı küçük çocuk yakınlarda bir yerde, Saklard anne babalarının bağırsaklarını deşerken, sıralarını bekliyorlardı. Pukwudgie ve birlikte kısa bir sürede Saklard’ı yerle bir etmişlerdi. Öğleden sonra yaptıkları işin memnuniyetiyle, yerde baygın yatan çocukların azalan inlemelerini görmezden gelerek, Pukwudgie böğürtlen toplamaya devam etti. William’a öfkeyle bağırıp, çocukları eve taşıma talimatı verdiğinde, William sinir krizi geçirdi. Çocukların neredeyse ölü sayıldığını söyledi. Onun hayatını kurtardığı için talihsiz bir istisna olduğunu, insanoğlunun hayatını kurtarmanın kendi türünün inançlarına ters olduğunu söylüyordu.
Pukwudgie duyarsızlığına sinirlenen ona çocuklardan birini taşıdığında ona olan borcunun ödenmiş olacağını söyledi. İki çocukta cisimlenmek için durumları kötüydü bu yüzden onları eve taşıma konusunda ısrarcıydı. Pukwudgie isteksizce, adı Chadwick olan büyük çocuğu taşımayı kabul etti. Adı Webster olan küçük çocuğu barınağa taşıdı. Barınağa geldiklerinde öfkeli William’a artık ona ihtiyacı olmadığını söyledi ve ona sinirli sinirli baktıktan sonra ortadan kayboldu.

BOOT OĞLANLARI VE JAMES STEWARD

Sahip olduğu tek dostunu, yaşama şansı çok az olan iki çocuk için kurban etmişti. Neyse ki çocuklar ölmediler ve şaşkınlıkla çocukların büyüye yatkın olduklarını fark etti.
Chadwick ve Webster’in büyücü ailesini Amerika’ya farklı/etkileyici macera arayışı getirmişti. Bunu sonu onların ormanda dolaşmak için girdiklerinde Saklard’a rastladıklarında ise bir trajediyle bitmişti. Yaratığı tanımayan ve bahçe böcürtü olduğunu sanan Bay Boot Ridiculous büyüsüyle onu kaçırtmaya çalışmıştı ve sonu ve William’ın gördüğü korkunç olay olmuştu.
İlk birkaç hafta Isolt’un onları bırakmaya cesaret edemeyeceği şekilde çocuklar hastaydılar. Çocukları kurtarma çabasından dolayı, onların anne- babası için bir mezar yapamaması canını sıkıyordu. Chadwick ve Webster kendi kendilerine birkaç saat durabileceği zaman, çocuklar bir gün ailelerinin mezarlarını ziyaret etmek isteyebilir diye ormana geri döndü.
Onu şaşırtan ise; açıklık bir alana vardığı zaman James Steward adında genç bir adamla karşılaşması oldu. O, Plymount yerleşim yerinden geliyordu. Amerikaya geliş macerası sırasında arkadaş olduğu aileyi merak etmiş ve onları bulabilmek için ormana gelmişti. Onu izlerken, James elleriyle kazdığı mezarları işaretleyip Boot anne-babasını yanında olan kırık asaları aldı. Bay Boot’un asasından gelen parlayan ejderha kalp atışını hoşnutsuz bir şekilde inceledi ve asayı salladı. Beklenildiği gibi bir büyüdışının asayı sallaması üzerine, asa geri tepti. James, geriye doğru fırladı ve bir ağaca çarparak bayıldı. Ağaç dalları ve hayvan derilerinde yapılmış bir kulübede, Isolt tarafından tedavi edilirken uyandı… Böylesine küçük bir alanda, özellikle Boot oğlanlarını kurtarmak ve avlanmak için asasını kullanırken James’ten sihrini saklayamadı. Isolt’un istediği, James travmasını atlattıktan sonra hafızasını silerek, Plymaount kolonisine geri göndermekti.

Bu arada başka bir yetişkinle konuşmak, özellikle Boot oğlanlarını seven ve onların yaraları iyileştirirken eğlendirmeye yardım eden bir yetişkinle konuşmak harikaydı. Hatta İngiltere’de bir taş ustası olan James, Isolt’a Greylock dağında uygulanabilir, işe yarar bir taş evin tasarımında yardım etti. Bu tasarımı, bir öğleden sonrasında gerçekleştirdi. Yeni evini, doğduğu ve Gormlaith’in yerle bir ettiği kulübenin ismi olan “Ilvermorny” ile kutsadı. Her gün, James’in hafızasını silmeye yemin etti ve her gün James’in büyü korkusu azaldı. Sonunda birbirlerine aşık olduklarını ve en basit şeklinin evlenip bu işi bitirmeleri gerektiğini anladılar.

DÖRT BİNA

Isolt ve James, Boot oğlanlarını evlatları gibi benimsediler. Çocuklara Gormlaith’den öğrendiği Hogwarts hikayelerini anlattı. Her iki oğlanda okula gitme konusunda çok istekliydiler ve neden İrlanda’ya geri dönüp, Hogwarts mektuplarını beklemediklerini sık sık soruyorlardı. Isolt, Gormlaith’in hikayesiyle çocukları korkutmak istemiyordu. Bunun yerine onlara on bir yaşına geldiklerinde bir yerlerden asa bulacağını (ailesinin asaları tamir edilemez durumdaydı) ve bir kulübede büyü okullarına başlayabilecekleri sözünü verdi. Bu düşünce Chadwick ve Webster’in hayalleriydi artık. Çocukların sihirli bir okulun baştan sona Hogwarts gibi olduğunu temel aldıklarından dört binaya sahip olmasını istemede ısrarcıydılar. Kendilerinin binalarını isimlendirmede, kurucu isimlerini kullanma fikri Webster, Boot’un hiçbir şeyi ifade etmeyeceği için hızla bu düşünceyi terk etti ve bunun yerine her biri sevdiği büyülü yaratığı seçtiler.
Akıllı fakat genellikle maymun iştahlı olan Chadwick için, uçtuğunda fırtınalar çıkarabilen Thunderbird(Şimşekkuşu)oldu. Tartışmayı seven ama çok sadık Webster için sihirli pantere benzeyen, güçlü ve neredeyse öldürülmesi imkansız olan Wampus oldu. Isolt içinse tabi ki hala ziyaretine gittiği ve bir akrabalık hissettiği Boynuzlu Yılan(The Horned Serpent) idi. En sevdiği yaratık sorulduğundaysa James’in bir cevabı yoktu. Diğerlerinin iyice tanımaya başladığı yaratıklar konusunda ailedeki tek büyü dışı, onlara eşlik edememişti. Sonunda eşinin cimri bir tip olarak anlattığı William hakkındakilere güldüğünden Pukwudgie isimini seçti. Böylece Ilvermorny’nin dört binasını oluşturdular ve henüz fark etmeseler de böyle şansız bir şekilde isim verdikleri binalara kendi karakterlerinde sızdırmış oldular…

RÜYA

Chadwick’in 11. doğum günü yaklaşıyor ve ona vaat ettiği değneği nasıl sağlayacağını bilmiyordu. Bildiği kadarıyla, Gormlaith’ten çaldığı asa Amerika’daki tek asaydı. Nasıl yapıldığını bulmak için onu incelemeye cesaret edemedi ve oğlanların ebeveynlerinin asaları üzerine yaptığı araştırmalara göre, her ikisinin de içine bulunan ejderha yüreği teli ve tek boynuz saçları uzun süre önce buruşmuş ve ölmüştü.

Doğum günü arefesinde bir rüya gördü. Rüyasında Boynuzlu Yılan’ı bulmak için dereye iniyordu ve burada Boynuzlu Yılan kafasını sudan çıkarıp Isolt’a doğru eğilerek Isolt onun boynuzundan uzun bir kısım alana kadar bekliyordu. Karanlıkta uyanarak, Isolt hemen dereye doğru gitti.

Boynuzlu Yılan onu bekliyordu. Aynı rüyasındaki gibi kafasını ona doğru uzattı, Isolt boynuzunun bir kısmını aldı, ona teşekkür etti, sonra eve dönüp zaten taş ve ahşap yeteneği ile evlerini güzelleştiren James’i uyandırdı.

Chadwick ertesi sabah uyandığında yılan boynuzunu sarmalayan Zanthoxylum ağacından güzelce yontulmuş asayı buldu. Isolt ve James olağanüstü güçlü bir asa yapmayı başarmışlardı.

ILVERMONY OKULUNUN KURULMASI

Webster’in de 11 yaşına geçtiği zamanlarda artık küçük aile okulunun ünü yayılmıştı. Wampanoag kabilesinden katılmış iki büyücü çocuğa, Narrangensett’ten bir anne ve iki kızı, karşılığında kendi büyücü bilgilerini öğreterek asa kullanım tekniklerini öğrenmek için katılmışlardı. Hepsine Isolt ve James’in yaptığı asalardan sağlanmıştı. Koruma içgüdüsü Isolt’a Boynuzlu Yılan çekirdeklerini kendi üvey oğullarına saklamasını söylüyordu. O ve James bu sırada Wampus saçı, Snallygaster yüreği teli ve Jackalope boynuzları gibi değerli çekirdeklerin kullanımını öğreniyorlardı. 1634 yılına kadar, bu ev okulu Isolt’un ailesinin çılgın fikri olarak büyümeye devam etti. Her geçen yıl ev daha da genişleniyordu. Daha fazla öğrenci gelmişti ve okul hala küçükken de Websterin ev-içi yarışmalar rüyasını gerçekleştirecek kadar yeterli çocuk vardı. Ancak, hala bu okulun ünü yerli amerikan kabileleri ve avrupa yerleşimcilerini geçememişti ki, okulda hiç yatılı öğrenci yoktu. Ilvermony’de gece de kalan insanlar sadece Isolt, James, Chadwick, Webster ve Isolt’un yeni doğurduğu ikiz kız çocukları: James’in ölmüş annesinin ismini verdikleri Martha ve Isolt’un annesinin ismini verdikleri Rionach’tı.

GORMLAITH’İN İNTİKAMI

Mutlu ve meşgul ailenin uzaklardan gelen büyük tehlikeden haberi yoktu. Massachusetts’te yeni büyü okulunun açılması eski ülkesine ulaşmıştı. Söylentilere göre okul müdiresine meşhur İrlanda cadısının ismi “Morrigan” lakabı takılmıştı. Ama Gormlaith, sadece,bu okula “Ilvermony” isminin verildiğini duyduğunda, Isolt’un Amerika’ya yakalanmadan gidebildiğine, Muggle doğumlu da değil tam bir Muggle’la evlendiğine ve bir okul açıp herkese, büyü yapabilen paçavralara bile eğitim verdiğine inanabilmişti.

Gormlaith Isolt çalmadan önce nesilden nesile geçen asanın yerini alması için Ollivanders’ten yeni bir asa aldı. Bilmeyerek Isolt’u taklit eden Gormlaith , yeğeni gelişinden haberdar olmasın diye kendisini kamufle ederek Bonaventure gemisiyle Amerika’ya giden erkek kılığına girdi. Herkese kendini William Sayre gibi tanıtıyordu ki, bu da Isolt’un öldürülmüş babasının ismiydi. Virginia’da inip, sinsice Massachusetts, Greylock dağına doğru yol aldı ve bir kış gecesi dağa ulaştı. Onun amacı ikinci Ilvermony’i yakıp yıkmak, safkan büyücü hırsını çiğneten ebeveynleri katletmek, hala onun kutsal kanını taşıyan küçük yeğenlerini kaçırmak ve onlarla birlikte Hags Glen’e dönmekti.

Gormlaith Greylock dağının zirvesinde, karanlıkta parlayan granit binanı ilk gördüğü an, eve doğru Isolt ve James’in adını barındıran çok güçlü bir büyü gönderdi. Bu büyü sayesinde Isolt ve James büyülü bir uykuya daldı.

Sonra yılanların dili olan çataldilinde konuşarak ıslık benzeri bir kelime söyledi. Isolt’a yıllarca sadakatla hizmet eden asa bir anda titreyerek yatağın kenarlığında etkisiz hale geldi. Onunla geçirdiği yıllar boyunca Isolt hiçbir zaman bu asanın Hogwarts kurucularından biri, Salathar Slytherin’in, içinde büyülü yılan boynuzu, yani Basilisk boynuzu bulunan asası olduğunu bilmedi. Asaya yaratıcısı tarafından talimat verildiğinde “uyu” öğretilmişti ve bu sır yüzyıllar boyunca Slytherin aile fertleri arasında birinden diğerine geçmiştir. Ama Gormlaith’in bilmediği bir şey vardı ki bu da asalarını uyutmadığı 16 yaşındaki Chadwick ve 14 yaşındaki Websterdi. Bilmediği diğer şeyse onların asalarının kalbinde nehir yılanının boynuzu olmasıydı. Bu asalar Gormlaith, çatadilinde uyu talimatı verdiğinde etkisiz hale gelmeyeceklerdi. Aksine, bu antik dilin sesine titreşim verip, aynı Boynuzlu Yılan’ın tehlike gördüğünde çıkardığı sesler gibi sesler çıkararak sahiplerine tehlikenin yaklaştığını bildirdiler.

Her iki Boot çocuk uyandı ve yataklarından hopladı. Chadwick içgüdüsel olarak pencereden baktı. Ağaçların arasından eve doğru sürünen Gormlaith Gaunt’un silüetini gördü.

Her çocuk gibi üvey anne babasının bile hayal edemeyeceği kadar çok şey duyup anlıyordu. Onu cinayetkar Gormlaith hakkında herhangi bir bilgiden uzak tutabileceklerini düşünmüşlerdi ama yanılıyorlardı. Daha küçük çocukken, Isolt İrlanda’dan kaçışından bahsederken kulak misafiri olmuştu. Chadwick rüyalarında ağaçların arasından Ilvermony’e doğru gelen bir gölge tarafından lanetleniyordu. Şimdi kabusları gerçekleşiyordu.

Webster’e ebeveynlerini uyarmasını söyleyen Chadwick, merdivenlerden şimşek gibi indi ve o an yapabileceği tek şey gibi görünen şeyi yaptı: evden dışarı koşup Gormlaith’i karşıladı ve ailesinin uyuduğu eve girmesini engellemeye çalıştı.

Gormlaith yeni yetme bir büyücü ile karşılaşmayı beklemiyordu ve ilk başta onu küçümsedi.

Chadwick lanetini ustalıkla yaptı ve düelloya başladılar. Birkaç dakika içinde Chadwick’ten çok daha güçlü olan Gormlaith, bu yetenekli büyücünün gücünü kabullenmek zorunda kaldı. Onu bastırmak için kafasına büyü atarken ve eve doğru geri sürüklemeye çalışırken bile, Chadwicik’in ebeveynlerini sorgulamasını istiyor ve onun gibi yetenekli bir safkan büyücüyü öldürmek istemediğini söylüyordu.

Bu arada Webster silkeleyerek ebeveynlerini uyandırmaya çalışıyordu. Ama büyü onlara o kadar derin etki etmişti ki dışarıda Gormlaith’in evin duvarlarına vuran lanetlerinin sesleri bile uyandıramıyordu Isolt ve James’i. Bu nedenle Webster hızlıca aşağıya inip şiddetli düelloya katıldı.

Bir üzerine iki onun işini daha da zorlaştırdı: Boot oğlanlarının ikiz çekirdekleri birlikte ortak düşmana karşı savaştıklarında güçlerini on katına çıkarıyorlardı.

Buna rağmen, Gormlaith’in sihri onlarla maç yapabilecek kadar güçlü ve karanlıktı. Şimdi düello olağanüstü bir orana ulaşmıştı, Gormlaith gülmeye devam ediyor ve safkanlılıklarını ispat ederlerse onları affedebileceğini söylüyordu. Chadwick ve Webster ise onu ailelerine ulaşmaması için engelliyordu. Kardeşler Ilvermony’nin içine doğru sürükleniyorlardı. Duvarlar kırılıyor ve pencereler paramparça oluyordu, ama Isolt ve James hala uyuyordu. Ta ki yukarıda yatan bebek kızlar uyanıp korkuyla bağırarak ağlayana kadar.

Bu Isolt ve James üzerindeki büyüyü bozdu. Öfke ve sihir uyandıramadı ama kızlarının korkunç ağlamaları Gormlaith’in üzerlerine gönderdiği büyüyü bozmuştu. Gormlaith bile sevginin gücünü hesaba katamamıştı. Isolt James’e kızların yanına gitsin diye bağırdı ve koşarak elinde Slytherin’in asasıyla üvey oğullarına yardıma gitti. Asasını kaldırıp nefret ettiği teyzesine saldırmak isterken asanın yerden alınmış her hangi bir çöpten farksız olduğunu fark etti. Kıskanç Gormlaith Isolt’u itti, Chadwick ve Webster merdivenlerden yukarıya doğru geri geri gittiler. Gormlaith, tam da karşısındaki odada küçük yeğenlerinin ağlama seslerini duyuyordu. Sonunda onların yatak odasının kapısını patlatmayı başardı ve James kızlarının beşiklerinin yanında ölmek için hazır duruyordu. Artık herşeyin bittiğini düşünen Isolt ne dediğini tam anlamayarak öldürülmüş babasının ismini çığırmaya başladı. Büyük bir takırtı sesi geldi ve ay ışığı Pukwudgie William’ın pencere eşiğindeki siluetiyle bölündü. Gormlaith daha ne olduğunu anlamadan zehirli okun ucu kalbine saplanmıştı. Binlerce kilometre öteden duyulan öfkeli bir çığlık attı. Yaşlı büyücü kendisini yenilmez kılabilmek için bütün Karanlık büyüleri yapmayı denedi ama tüm bu lanetler Pukwudgie’nin zehri ile etkileşime girerek onu binlerce parçaya ayırmadan önce kömür kadar katı ve kırılgan hale getirdi. Ollivander asası yere düştü ve patladı. Gormlaithten geriye kalanlar sadece külü, kırık bir asa ve kömürleşmiş ejderha yüreği teliydi.

William ailenin hayatını kurtarmıştı. Onların teşekkürü karşılığında, Pukwudgie, neredeyse havlayarak Isolt’un onun ismini onlarca yıldır söylemediğini ve sadece ölüme yakın anında çağrıldığı için küstüğünü söyledi. Isolt farklı bir William’ı çağırdığına değinmeyerek ihtiyatlı davrandı. James, hakkında bu kadar çok şey duyduğu Pukwudgie’i gördüğüne çok memnundu. İnsanlardan hoşlanmadığını unutarak şaşkın Pukwudgie’nin elini sıktı ve Ilvermony okulunun binalarından birini onun ismiyle şereflendirdiğinde çok memnun olduğunu söyledi.

William’ın kalbinin yumuşamasının sebebi bu olarak görülür çünkü, ertesi gün Pukwudgie ailesiyle birlikte bu eve taşındılar ve Gormlaith’in yarattığı hasarları onarmalarına yardım ettiler. Daha sonra sihirbazların kendilerini korumak için hiçbir şey yapmadıklarını ve bu yüzden okulun gizli koruma/bakım servisi için muazzam biriyle görüştüğünü söyledi.

SLYTHERIN’IN MİRASI

Slytherin’in asası Gormlaith çatal dilinde komut verdiğinden beri etkisiz kalmıştı. Isolt bu dilde konuşamıyordu ama her halükarda mutsuz çocukluğundan kalan son şeye dokunmak istemedi. O ve James asayı topraklarının dışında bir yerde gömdüler. Bir yıl içinde yılan ağacının bilinmeyen bir türü asanın gömüldüğü yerden büyüdü. Onu budamak ve öldürmek için yapılan tüm girişimlere direndi ancak bir kaç yıl sonra yapraklarının güçlü bir tıbbi özelliği bulunduğu ortaya çıktı. Bu ağaç Slytherin’in asasının, her yere dağılmış torunları gibi, hem asil hem de adiydi. En iyi yanıysa Amerika’ya göç etmiş olması gibi görünüyordu.

OKULUN BÜYÜMESİ

Ilvermony’nin ünü sonraki yıllarda da istikrarlı bir şekilde büyüdü. Granit ev, bir kale halinde genişledi. Büyüme talebini karşılamak için daha çok öğretmen işe alındı. Artık Kuzey Amerika’nın her yerinden burada eğitilmek için cadı ve büyücüler geliyor ve burası yatılı okula dönüşüyordu. 19. yüzyılda, Ilvermony, hala da keyfine vardığı, uluslararası ününe kavuşmuştu.

Yıllarca James ve Isolt birçok neslin öğrencilerine kendi ailesi gibi sevgi besleyen okul müdür ve müdiresi olarak anıldı.

Chadwik başarılı ve seyyah bir büyücü olup “Chadwickin büyüleri Cilt 1-Cilt 2” ‘nin yazarı oldu. Bu kitaplar Ilvermony’de standart büyü kitaplarıdır. O, Meksikalı Şifacı Josefina Calderon’la evlendi ve Boot-Calderon ailesi bugünkü büyücülük Amerikası’nın belirgin üyeleri olarak anılıyor.

MACUSA (Amerika Birleşik Devletleri Sihir Konseyi) “Yeni Dünya’nın Büyücü Yasası kolu oldu. Webster Boot burada Seherbaz olarak işe alındı. Karanlık bir büyücüyü London’a geri götürürken, Sihir Bakanlığı’nda çalışan İskoç cadıyla tanıştı ve ona aşık oldu. Böylece Boot ailesi ana ülkesine geri döndü ve Webster soyundan gelenler Hogwarts’ta eğitim görüyor.

James ve Isolt’un ikiz kızlarından büyüğü Martha bir koftiydi. Ebeveynleri ve üvey kardeşleri tarafından derin sevgi beslenen Martha için Ilvermony’de büyüyüp ama büyü yapamamak çok acı vericiydi. Sonunda Pocomtuc kabilesinden olan arkadaşının büyü-dışı kardeşiyle evlendi ve bundan böyle büyü-dışı olarak yaşadılar.

James ve Isolt ikizlerinin küçüğü olan Rionach, yıllar boyunca Ilvermony’de “Karanlık Sanatlara Karşı Savunma” derslerini öğretti. Rionach hiçbir zaman evlenmedi. Ailesinin asla onaylamadığı bir söylenti dolaşıyordu. Söylentiye göre kardeşi Martha’nın aksine Rionach çataldilinde konuşabiliyordu ve bu özelliğinin Slytherin soyunda diğer nesillere aktarılmasını istemiyordu. (Ailenin Amerikan kolu Gormlait’in Gaunts’ların son ferdi olmadığı ve hattın İngiltere’de devam ettiğinden habersizdi.)

Isolt ve James her ikisi yaklaşık 100 yaşına kadar yaşadı. Onlar Ilvermony kulübesinin granit kaleye dönüşünü gördüler ve tüm Kuzey Amerika büyücü ailelerinin çocuklarını Ilvermony’de okutmak için yaygara çıkaracak kadar meşhur olduğunun bilincinde olarak öldüler. Onlar personel işe aldılar, ortak salonlar inşa ettiler, akıllı büyülerle okullarını büyü-dışıların gözlerinden gizlediler: kısacası, Hogwarts hakkında hayaller kuran kız onun Kuzey Amerika eşdeğerini bulmaya yardım etmişti.

BUGÜN İSE

Beklendiği gibi, okulun yarı kurucusu bir büyü-dışı olduğundan, Ilvermony Büyü Okulları içerisinde en demokratik, en az marjinal büyü okulu itibarına sahip. Isolt ve James’in mermer heykelleri Ilvermony kalesinin ön kapısının kenarlarında duruyor. Kapılar cam bir kubbe ile kaplı dairesel bir odaya açılıyor. Ahşap balkon bir kat yukarıdaki odaya çıkıyor.

Bu oda okulun dört binası: Boynuzlu Yılan, Wampus Panteri, Şimşekkuşu ve Pukwudgie’i temsil eden dört muazzam ahşap oymanın dışında boş.

Herkes dairesel balkondan izlerken, yeni gelen öğrenciler giriş salonuna doluyor. Duvarın etrafında toplanıyor ve teker teker çağrılarak taş zeminin ortasında duran Gordian Knot sembolünün karşısında duruyorlar. Sonra tüm okul sessizce büyülü oymaların tepki vermelerini bekliyor. Eğer Boynuzlu Yılan öğrenciyi isterse, alnında yerleşmiş kristal parlıyor. Wampus öğrenciyi isterse, kükrüyor. Şimşekkuşu onayladığını bildirmek için kanatlarını çırpıyor ve Pukwudgie ise okunu havaya kaldırıyor.

Birden fazla oyma öğrencinin binasına dahil olmasını istiyorsa, seçim öğrenciye aittir. Çok nadiren, belki on yılda bir, bir öğrenciye dört binanın her birinde yer teklif edilir.

1920-1928’de MACUSA başkanı olan Seraphina Picqueri kendi jenerasyonunda bu onura sahip olan tek cadı olmuş ve Boynuzlu Yılanı seçmişti.

Bazılarına göre temsil ettikleri binaların her biri cadı veya büyücüyü temsil ediyor: Boynuzlu Yılan aklı, Wampus bedeni, Pukwudgie kalbi ve Şimşekkuşu ruhu.

Bazılarına göre ise Boynuzlu Yılan alimleri, Wampus savaşçıları, Pukwudgie şifacıları, Şimşekkuşu ise maceraperestleri temsil ediyor.

Seçim seremonisi çoğu benzerliklerine rağmen Ilvermony ve Hogwarts arasındaki tek fark değil. Öğrenciler bir binaya seçildikten sonra asa seçimi için diğer büyük salona geçiyorlar. 1965’te “Rappaport Yasası” kaldırılıncaya kadar, “Gizlilik Yasası” kapsamında öğrencilerin Ilvermony’e gelmeden önce bir asa sahibi olması yasaktı. Dahası, tatil boyunca da asalar okulda bırakılmalı ve sadece 17 yaşına eriştiğinde bir cadı veya büyücü okuldan asayla birlikte çıkabilirdi.

Ilvermony’nin cüppeleri mavi ve kızılcıktır. Renkler Isolt ve James’in şerefine seçilmiş: Isolt’un sevdiği renk olduğu için mavi ve James kızılcık turtasını sevdiği için kızılcık olmuştur. Tüm Ilvermony öğrencilerinin cüppeleri, orijinal Ilvermony kulübesinin kurucusu Isolt’un hatırasına altın Gordian Knot broşuyla sabitlenir.

Bir grup Pukwudgie halen günümüze kadar da okulda çalışmaya devam ediyor. Hepsi de aynı şekilde homurdanıyor, orada kalmak istemiyor ama yine de her yıl ortaya çıkıyorlar. “William” ismine cevap veren yaşlanmış bir yaratık var. Isolt ve James’i kurtaran “William” olması söylentilerine gülüyor ve William hala yaşıyor olsa 300 yaşından büyük olacağını söylüyor. Bununla birlikte, kimse Pukwudgie’lerin ne kadar süre yaşadığını keşfedemedi. William Isolt’un girişteki mermer heykelini kimsenin cilalamasına izin vermez ve her yıl Isolt’un ölüm yıl dönümünde onun mezarına güller döşerken görülür ve birisi patavatsızlık edip bunu ona hatırlattığında çok kötü bir ruh haline bürünür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

:bye: 
:good: 
:negative: 
:scratch: 
:wacko: 
:yahoo: 
B-) 
:heart: 
:rose: 
:-) 
:whistle: 
:yes: 
:cry: 
:mail: 
:-( 
:unsure: 
;-) 
 

Send this to a friend